“Eski Ben” öldü…

2009-10-25 21:46:00

 40 yaşında sen , asıl “sen” oluyorsun aslında…Bilgisiz, yargısız , kimliksiz ve kişiliksiz dünyaya geldiğin ilk günden buyana yıllar sadece akıp gitmedi…Yıllar ve yaşananlar usta bir heykeltıraş gibi yonttu,şekillendirdi “seni”…En çıkıntı, en sivri, en künt ve yoz yanların yılların acımasız darbeleri örselendi.Kırılıp,döküldükçe en sert köşelerini kaybettin…Ezilip, kırılıp, büküldükçe geride “özün” kaldı aslında…Bundan öte şekillenecek bir şey kalmadı geride… “40 yaşında hayatın alıp götürdükleri sadece yıllar değil, kızgınlıklarım, kırgınlıklarım, kavgalarım, nefretlerim, salaklıklarım,saflıklarım bitti” diyebilir misiniz?Korkacak, saklanacak bir şey kalmadıysa, kavgalarını bitirdiysen önce kendinle, bilmelisin ki “özün” kalmıştır geriye… Her zaman iyi mi sonlanır bu öykü, biraz şans ama en çok hayatı paylaştığın insanlara bağlı… Yani arkadaşlarını, dostlarını ,okulunu ve eşini doğru seçeceksin…  Sana kalan emek harcamak. Emeksiz bir şey olmayacağını anlayacaksın, kırkına kadar anlamlı, anlamsız koşacaksın… Yana yakıla koşacaksın…Yanlışların, eksikliklerin ve toyluğun ile ama gençliğin verdiği coşku ile koşacaksın…Çabalayacaksın, düşeceksin, kalkacaksın…40 yaşında durup, bir bakacaksın…Ve 40 yaşından sonra sadece hak edenler için emek harcayacaksın…Enerjini ve zamanını artık daha anlamlı ve gerekenler için harcayacaksın… İnsan 40 yaşında en çok kendini dinlemeyi öğreniyor herhalde…40 yıllık gürültü, patırtı, koşuşturmanın ardından sessizliğe özlem bu.40 yaşındaki aklınız , biriktirdikleriniz ile daha iyi duyuyorsunuz iç seslerinizi… Aklın kalbinin,k... Devamı

KIZIMA MEKTUP…

2009-10-25 21:38:00

  " Bilgisini kendisine saklayan LİDER olur,         bilgisini başkası ile paylaşan BİLGE olur  "  Gündemin değişmezleri, yaşamını kabusa döndüren mutsuzlukların olunca tekrar düşünmelisin.İdeolojilerin, saplantıların kör kuyularında değilsen kendini yenileyebilirsin.Değişmekten korkmadan, bozulmadan, dik bir omurga ile ruhunu ve aklını satmadan, hiçbir “düşünce tarikatının” zincirlerine vurulmadan tek başına kalmanın korkulu ıssızlıklarına razı isen, sabırla ve kararlılıkla doğru bildiğin, inandığın yolda ezilip büzülmeye hazır olacaksın…İnsanlığın varolması ile başlayan bir kavganın, bir ömürlük oyuncusu olduğunu unutma.Bu kavga karşıtlar arasında hep olacaktır… Akil adamlar ile  aklı yetmeyip başkalarınca doldurulanlar arasında, düşünüp kendi geliştirenler ile aktaranlar arasında, gücü kimliğinde tutarlı yürekli adamlarla, makamlara, liderlere, ideolojilere, kulüplere, devlete, partiye, “düşüncenin her türlü tarikatlarına” güvenen korkak adamlarla süren bir kavga bu…Bu insanları iyi tanıyacaksın…Kendi insanları, kültürü, toprakları, coğrafyası ve insanlığın temel kavramları kavgalı adamlardır bunlar… Sevmekten korkmanın acılarını çekerler. Sevgisizliklerinin kamuflajını yaparlar. Ya acımasızca hak ve adalet adına bilir bilmez, olur olmaz eleştirirler, saldırırlar ya da ağızlarından sevgi, adalet,hak,hukuk sözcükleri hiç düşmez… Ya omurgasızdırlar sülük gibi her türlü iktidar organlarına yapışıp  kan emerler, ya da omurgalı olmak adına spastik düşünceleri ile her şeye karşıdırlar…İnsanı, saygıyı, nezaketi, adaleti, iyi niyeti ve emeği gözardı eden bu yeteneksiz ve çapsız insanlar aynıdır aslında. Bakmayın... Devamı

21.YÜZYILIN GÜL AĞAÇLARI

2009-10-25 21:30:00

20.yüzyılı sevmedik.Daha 20.yüzyıla ‘merhaba’ demeden parçalanma sürecinde bir imparotorluk ve ‘hasta adam’ın yurttaşlarıydık.Yedi düvelin boğazımıza çöktüğü yıllarda ‘ihanet ve ateş’ ile tanıştık.Kimbilir kaç cephede ‘ulus olmanın’sancısı çektik. ‘Ya istiklal ya ölüm’denen yıllarda ‘güneşi’ tanıdık.Bu yüzyıldaki tek sevincimizdi. On yılda ‘Türkiye yarattık’ ve sonra ‘güneşimizi’ kaybettik. Koca bir yüzyılı ‘güneşe hasretle’geçirdik... ‘Dik bir omurganın çözemeyeceği sorun yoktur’ derdik başı önde bir ulus olmanın, eğilmenin yorgunluğunu hissettik...Savaşlar dünyayı kasıp kavururken ‘süpürge tohumundan ekmek’ pekmezli çay ile katık edilirdi. ‘Yerli malı yurdun malıydı’. Paylaştıkça  çoğalır derlerdi. Onca yıl her cephede onurla direndik. Ama‘özü’ boşverip ‘ambalaja’, ‘markaya’ teslim olduk.  ‘Çanakkale geçilmez’ idi ama evlerimize , çocuklarımızın beyinlerine kadar girdiler.Demokrasiyi istedik. Ama  nedense hoşgörüyü ve saygıyı esirgedik acımasızca...           ‘Şeytan taşlamaktan namaz kılmaya vakit kalmadı’.Sonunda demokrasi bir ‘dem’ oldu birbirimizi ‘kırasıya’...‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ derdik. Dolma tüfek gibi her dolguya gelir olduk. Karanlığa küfretmekten aydınlığı tanımaz olduk. Karanlığa öyle alıştık ki ‘mum’ aramaz olduk.Binlerce yıllık kültürümüzü bir yüzyılda unuttuk. Türkçemizi ‘türkçe derslerine’ , ruhumuzu ‘yedi düve... Devamı